Kombuçay, çayın fermantasyonu sonucunda oluşan maya sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren, vücuttaki zararlı maddeleri uzaklaştırarak detoks görevi yapan, hücreleri yenileyerek bedeni tazeleyen bir içecektir. Ferah, lezzetli, hafif buruk, sirkemsi bir lezzeti olani Kombuçay geçmişten günümüze kadar uzanan tarihinde(2200 yıl) hiç yan etkisi olmadan insanlara sağlık dağıtmış bir doğa mucizesidir.

Uzak doğuda kutsal kabul edilen çay, yüksek rakımlı ve rutubetli iklimlerde yetişir. İçeriğinde bulunan alkolaidler sayesindei ishal, grip, mide rahatsızlıklarına iyi geldiği,ayrıca böbrek fonksiyonlarını ve dolaşımı düzenlediği bilimsel olarak da ispatlanmıştır. Sağlığımız üzerinde pek çok olumlu etkisi olan çay, fermantasyon işlemi sonrasında bir takım biyokimyasal değişimlere uğrar. Mikroorganizmalar ve enzimler sayesinde gerçekleşen bu değişim sonucunda oluşan mantar, Mançurya Mantarı ya da Harika Mantar olarak da adlandırılan, sağlıklı koruyucu bakterilerden oluşan bir mayadır.Çay bu mantarla mayalandığında yani fermante edildiğinde vücut tarafından kolayca asimile edilen yüksek dozda protein, enzim, aminoasit, vitamin, B vitaminlerinin tamamı, C vitamini, Laktik asit, Glukronik asit, antibakteriyel, antivüritik ve antibiyotik maddeler üretir. İşte Kombuçay tüm bu maddeleri içeriğinde bulunduran, gerçek bir sağlık kaynağıdır.

FERMANTE İÇECEK NE DEMEK?

Fermante içecek, fermantasyon işlemi sonucunda elde edilen içeceklere verilen isimdir. Fermantasyon ise,bir mayalanma işlemidir. Uygarlıklar başladığından beri bilinen kullanılan fermantasyon yönteminin en bilinen ürünleri günlük yaşantımızın vazgeçilmezleri arasında yer alan yoğurt, kefir, v.b. sayılabilir. Fermantasyon işlemi sırasında yüksek miktarda Laktik asit ve glukronik asit oluşur. Bu iki asit vücudumuzun en önemli yapı taşlarıdır. Bunun yanında ortaya çıkan vitaminler, b vitaminlerinin tamamı , c vitamini, antibiyotik, antivüritik, antibakteriyeller, enzimler, aminoasitler de sağlıklı bir yaşam sürebilmemiz için vücudumuzun ihtiyaç duyduğu, eksik ya da yetersiz oldukları durumlarda tüm metobolizmamızın bozulup alt üst olacağı sorunlara sebep olan maddelerdir.

KOMBUÇAY NASIL İÇİLİR?

Kombuçay’ı ilk hafta sabahları aç karına bir bardak (250 ml) içerek kullanmaya başlamanız gerekiyor. Vücudun ilk defa kullanılan bir maddeye nasıl reaksiyon vereceğini gözlemlemek ve yavaş yavaş buna alıştırmak için bir hafta boyunca sabahları aç karına bir bardak içmenizi öneriyoruz. Kahvaltıdan yarım saat önce içileni Kombuçay ile güne daha zinde, daha enerjik ve sağlıklı başlayacaksınız.

Kombuçay bizim tavsiyelerimiz doğrultusunda düzenli ve en az üç ile altı ay süre ile kullanılmalıdır. Bu sürenin vücudunuzun kendisini yenileyebilmesi için gereken minimum süre olduğunu unutmayınız.

Tadına alışıncaya kadar, bir miktar taze sıkılmış meyve suyu ile karıştırarak içmenizde bir sakınca yoktur. Bunun yanındai Kombuçay’ın tüketilmesinde belirli bir yaş sınırı da yoktur. Her yaş gurubu içebilir.

Gün içerisinde ihtiyaç duyduğunuz her an tüketebileceğiniz bir içecek olani Kombuçay, öğleden sonralarınız için güzel bir aperatif, spor ve egzersiz sonrası için de iyi bir enerji kaynağıdır. ޞişeleri, buzdolabında soğuttuktan sonra açmanız, açılan şişeleri yine buzdolabında muhafaza etmeniz gerekmektedir. Kapalı şişeleri evin ışık almayan serin bir yerinde bekletmenizi tavsiye ederiz

KOMBUÇAY’IN FAYDALARI

** 3 hafta bekletileni kombuça mantarı içindeki tüm şekeri tüketir, ޞeker hastalarının bu şekilde içmesi önerilir.

i·i i i i i i i i Kansere karşı

i·i i i i i i i i Bağışıklık sistemine karşı koruyucu

i·i i i i i i i i Kan hücrelerini yenileyici

i·i i i i i i i i Bkz. İlgili Forumlar

KOMBUÇAY’IN ZARARLARI
2200 Yıllık geçmişi boyunca kayıtlara geçmiş hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Her yaş gurubundan bebek, çocuk, genç yaşlı herkes güvenle kullanabilir. Hamileler ve emziren annelerin de kullanmasında bir sakınca yoktur.

KOMBUÇAY’I KİM BULMUޞ?

Kombuçay,2200 yıllık geçmişe sahip dünyada bilinen en eski içeceklerden biridir.İlk kullanımı Çin İmparatorunun Tsin Hanedanı olduğu M.Ö 221 yıllarına denk gelmektedir.i ‘Ölümsüzlük İlacı’,Divine Tsche, gibi değişik isimlerle tanınan bu toniğin KOMBUÇAY adını bir doktordan aldığı bilinmektedir.M.S 414 yılında Koreli doktor Dr.Kombu,Japon imparatoru Inkyo nun tedavisi için bu toniği Japonya’ya getirmiş,tedavi olumlu sonuç verince deDr.Kombu’nun çayı diye anılmaya başlanmıştır.
Savaşlar,göçler,ülkeler arası ticaret,gezginler,v.b. birçok etken bu içeceğin kısa sürede dünyanın farklı bölgelerinde değişik isimlerle tanınıp kullanılmaya başlamasını sağlamıştır.

Kombuçay İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilim adamlarının dikkatini çekmeyi başarmıştır. Bir grup bilim adamı kanser araştırması yapmak için Rusya’nın farklı bölgelerinde çalışmalar yaparken bazı bölgelerde hiç kanser vakasının olmadığını,bu bölgede yaşayan insanların çok genç göründüklerini, sağlıklı olduklarını ve yaş ortalamalarının da 100 yaş üzerinde olduğunu farketmişler. Bu bölge insanlarının yeme içme alışkanlıklarını incelerken de her evde ‘Tea Kvass’denilen fermante bir çay içildiğini ,sağlıklı, genç, enerjik görünmelerine bu içeceğin neden olduğunu tespit etmişler. Yapılan bilimsel araştırmalar sonunda bu çayın gerçekten de doğanın bir mucizesi olduğunu , zararlı tüm maddelerden vücudun arındırılması için eşsiz bir içecek olduğunu ispatlamışlardır.

Kaynak:

http://www.kombucay.com.tr/kombucay.shtm

YAPILIޞI

*4 Lt.lik cam kaseniz olsun (Metal herhangi bir şey kullanmayınız)

* Cam Kaseye büyük su bardağı ile 1,5 ölçek şeker koyun.

* Yarım litrelik sıcak kaynamış suyla şekeri eritin.i 

* 7 adet demlik poşet siyah çayı 15 dk. ޞekerli sıcak karışımda bekletin ve süre sonunda çayları sıkarak kaseden çıkartın.

* ޞekerli çay karışımının üzerine kase dolana kadar soğuk su doldurun, (içme suyu ya da musluk suyu farketmez.)

* Size verileni Kombuça mantarını bu suya bırakın.

* Oda sıcaklığında 20-24 derece kadar 6 güni  fermantasyonun olmasını bekleyin.

* İsteyenler çayın üzerini toz olmasın diye strec film ya da bir tülbent ile örtebilir. Mantarın hava alması için Streç filmi delmelisiniz.

*Birkaç günden mantarın üzeri ince bir tabaka kaplayacaktır. (Köpüklenmesi de normaldir.)

6.cı günde tadına baklılır ve şıra gibi içilecek mayhoş tadı sizin için yeterli ise:

*Mantar bir cam kavanoza ya da ayrı küçük bir cam kaseye bütün olarak alınır. Üzerine su dökülür ve bu şekilde ister oda sıcaklığında ister buzdolabında bir dahaki yapım aşamasına kadar bekletilir.

Dışarıda beklemesi halinde Mantar oda sıcaklığında fermante olmaya büyümeye devam eder.

i·i i i i i i i i i Fermante olmuş çay artık cam sürahi ya da şişelere aktarılıp buzdolabına içilmek üzere bırakılır.

i·i i i i i i i i i Her gün soğuk 1 su bardağı aç karnına alfa modunda olduğunuz saatlerde içmeniz özel tavsiyemizdir..i 

i  i  i  i  i  1 Bardak ölçü sizin için yarım bardak olabilir, ilk içişinizde kendinize göre belirlerleyebilirsiniz.

i· i  i  i  i  Hazımsızlık durumlarına birebirdir.


Bilim Haberleri

…Üniversiteler, makaleler ve diğer araştırma kuruluşlarından

Başlangıçtan beri var olan tuhaflık: Evreni Erken Dönemlerinde Tek Boyutlu muydu? Bilim Adamları Teorinin Testini Belirtti

20 Nisan 2011 i€” Evrenin erken dönemlerinde yalnızca bir mekansal boyutu mu vardı?

2010 Nobel Kimya Ödülü

Richard F. Heck Ei-ichi Negishi Akira SuzukiFotograf: U. Montan Fotograf: U. Montan Fotograf: U. Montan Kimya alanında 2010 Nobel Ödülüne; i€œçapraz eşleşme organik molekül oluşturmada paladyumu katalizör olarak kullandıkları içini€, Richard F. Heck, Ei-ichi Negishi ve Akira Suzuki ortaklaşa layık görüldü.

Bu, 2010 yılında Buffalo Üniversitesi fizikçilerinden Dejan Stojkoviç ve meslektaşlarının ileri sürdüğü teorinin akıllara durgunluk veren görüşü.

İddialarına göre, tek bir noktadan patlamış ve ilk başta çok çok küçük olan evreni  ilk dönemde; (bir düzlem gibi) iki boyuta genişlemeden ve (bugün yaşadığımız gibi) üç boyutlu hale gelmeden önce, (düz bir çizgi gibi) tek boyutluydu.

Teori, eğer doğruysa, parçacık fiziğinde önemli sorunlara neden olacak.

ޞimdi, i€œPhysical Review Lettersi€œ gazetesinde yayınlanan yeni bir makalede, Stojkoviç ve Loyola Marymount Üniversitesi fizikçisi Jonas Mureika i€œyok olan boyutlari€ hipotezini ispatlayabilen ya da reddeden bir testi açıklamaktalar.

Işık ve diğer dalgaların Dünyai€™ya ulaşması zaman aldığından, uzaya bakan teleskoplar evrenin dış kademelerine derinlemesine erişebildikleri için aslında zamana geri dönüp bakabilirler.

Yerçekimsel dalgalar bir ya da iki boyutlu ortamlarda var olamaz. Stoykoviç ve Mureika, tasarlanan bir uluslararası yerçekimi gözlemevi olan Laser Interferometer Space Antenna’nın (LISA), erken evrenin daha düşük boyutlu dönemlerinden kaynaklanan herhangi bir yerçekimi dalgası tespit etmemesi gerektiğini düşünüyorlardı.

Yardımcı fizik profesörü Stoykoviç, evrimleşen boyutlar teorisinin, kainat hakkındaki düşüncemizden – evrenimizin nasıl oluştuğu hakkında – radikal bir değişimi temsil ettiğini söylüyor.

En temel fikir alanın boyutsallığının, gözlemlediğimiz alanın boyutuna bağlı olduğunu ve daha küçük boyutlarla ilişkili daha küçük alanlarla mı bağlantılı olduğudur. Bu durum; evren genişlemeye devam ettiği sürece, şimdiye kadar açılmadıysa, dördüncü bir boyutun açılacağı anlamına gelir.

Teori, ayrıca büyük patlama sonrası erken dönemde olduğu gibi, evrenin çok yüksek enerjili daha az boyuta sahip olduğunu ileri sürmektedir.

Eğer Stojkoviç ve meslektaşları haklıysa, parçacık fiziğinin standart modeli ile ilgili, aşağıdakilerin de dahil olduğu, temel sorunları çözmeye yardımcı olacaklar:

  • i€œKuantum mekaniği ile genel izafiyet arasındaki uyuşmazlık.. Kuantum mekaniği ve genel görecelilik, evrenin fiziğini tanımlayan matematiksel çerçevelerdir. Kuantum mekaniği, evreni çok küçük ölçeklerde tarif etmekte iyiyken; görecelilik, evrenin büyük ölçeklerde tanımlanmasında iyidir. ޞu anda, iki teori uyumsuz olarak kabul edilmektedir; Fakat evrenin en küçük seviyelerinde daha az boyutu varsa, iki çerçeve arasındaki matematiksel tutarsızlıklar ortadan kalkacaktır.

  • Evrenin hızlanan genişlemesinin gizemi.. Fizikçiler, evrenin genişlemesinin hızlandığını gözlemlediler, ancak bunun nedenini bilmiyorlar. Evren büyüdükçe yeni boyutların eklenmesi bu hızlanmayı açıklayabilir. (Stojkoviç dördüncü bir boyutun geniş kozmolojik ölçeklerde zaten açılmış olabileceğini söylüyor.)

  • Higgs bozonu kütlesinin değiştirilmesi ihtiyacı… Parçacık fiziğinin standart modeli Higgs bozonu olarak adlandırılan henüz keşfedilmemiş bir temel parçacık varlığını öngörür. Bununla birlikte, araştırmacıların standart modeldeki denklemleri gerçek dünyanın gözlenen fiziğini doğru olarak tanımlamak için, yüksek enerjilerde gerçekleşen parçacıklar arasındaki etkileşimlere ilişkin Higgs kütlesini yapay olarak uyarlamaları gerekir. Eğer uzayın yüksek enerjilerde daha az boyutu varsa, bu tür bir “ayarlama” ihtiyacı ortadan kalkacaktır.i€

Stojkoviç, “Burada önermek istediğimiz, paradigmada bir değişikliktir” dedi. “Fizikçiler aynı sorunlarla 10, 20, 30 yıl boyunca mücadele ettiler ve mevcut fikirlerin uzantılarının doğrudan uzantıları bu sorunları çözmesi pek de mümkün olmadı.”

“Fikirlerimizdeki bir şeylerin sistematik olarak yanlış olduğunu göz önünde bulundurmalıyız” diye devam etti. i€œRadikal ve yeni bir şeye ihtiyacımız var, ve bu da radikal ve yeni bir şey.”

LISA’nın planlanan konuşlandırılmasının gerçekleşmesine hala yıllarca zaman olduğundan, Stojkoviç ve meslektaşlarının fikirlerini bu yoldan test edebilmeleri çok uzun sürebilir.

Bununla birlikte, bazı deneysel kanıtlar zaten düşük boyutlu uzay olasılığını göstermektedir.

Bilim adamları özellikle çok erken evrenle ilişkilendirilen yüksek enerji türü olan 1 teraelektron voltu aşan enerjilere sahip kozmik ışın parçacıklarının ana enerji akışının iki boyutlu bir düzlemde hizalandığını gözlemlemişlerdir.

“Yok olan boyutlar” teorisinin önerdiği gibi yüksek enerjiler daha düşük boyutlu tekabül ediyorsa, Avrupa’daki Büyük Hadron Çarpıştırıcı parçacık hızlandırıcısı ile çalışan araştırmacıların bu enerjilerde düzlemsel saçılma görmeleri gerekir.

Stojkoviç, bu tür olayların gözlemlenmesinin “önerilen fikirlerimizin çok heyecan verici, bağımsız bir testi” olacağını söylüyor.

2010 Nobel Fizik Ödülü

Andre Geim Konstantin Novoselov Photo: U. Montan Photo: U. Montan Fizik alanında 2010 Nobel Ödülüne; i€œçığır açan iki boyutlu grafen malzemesine yönelik deneyleriylei€ Andre Geim ve Konstantin Novoselov ortaklaşa layık görüldü.

Karbon 7, bir atomun izotop kütlesine ilişkin referanstır.i İncil’deki 666’ya atıfta bulunulan sözde kötünün adı – ve o kötü biziz – 6 proton, 6 nötron, 6 elektrondan oluşan karbon atomunun tanımıyken, 616 ise 6 proton, 1 nötron ve 6 elektrondan oluşan karbon atomunun tanımıdır. Orijinal Kutsal Kitap metninin 666 veya 616 biçiminde naklettiği konusunda devam eden bazı bilimsel tartışmalar olsa da fark etmez çünkü her ikisi de bizim amaçlarımız kapsamındadır.

ޞimdiye kadar ki kimyasal karmaşıklıkların bazıları hakkında kıymetli çok az bilgi mevcut, ancak meseleyi bilim tarafından değinilmeyen nötronun amacını en azından biraz anlayabilmek için araştırmak zorundaydık.

Nötron; protonlar ve elektronlar arasında gidip gelen, madde (protonlar) ve ruh (elektronlar) arasındaki iletişimsel ve aktarıcı bir mekanizma işlevi görür. Bu, insanlar dahil olmak üzere Dünya üzerindeki her şeyin ve onun canlandırdığı her şeyin elektriksel varlığı ya da enerjik suretinin bütün fiziksel varlığının bir referansıdır. Mevcut yapılandırmadaki altı nötron bir tür sürekli değişen, neredeyse prizmatik, aktarıcı mekanizma işlevi gördüyse, o zaman 616 ile artık gereksiz karmaşıklık ya da bu altı yüzlü nötron aracılığıyla devam eden “önemsiz” bir iletişim vardır.

Oldukça karmaşık olmasına rağmen, bir bütün olarak temel kavram oldukça basit dile getiriliyor:i 666 = insan,i i 616 = daha akışkan ve süptil varlık, i€œbiçimsizi€i ya da meta alemden, sürekli 3 boyutlu düzlemlerle etkileşime yoğunlaşacağız. Başka bir deyişle, bir şey yaratmak için iki şeye sahip olmalısınız ve onları birleştirmelisiniz. Bizim seviyemizdeki yerel, ciddi biçimde önemini yitirmiş ve oldukça yanlış olan, bir erkek ve bir kadının çocuk yapmak için gerçekleştirdiği fiziksel birliktir. Yanlış diyorum çünkü, her zamanki gibi görünen aslında gerçekten olanla aynı şey değil. Bu sentezin (çok orgazmik) sonucunda üçüncü bir (ya da daha fazla) şey yaratılır. Bilinciniz bir hiç değildir. Düşünce bir şeydir. Bilinciniz meta varlığınızla birleştiğinde, bu az önce bahsettiğimiz şeyin diğer başka şeylerle birlik için bir araya gelmesidir, bu ya da diğer düzlem/düzlemlerde gerekeceği üzere karbon-7 i€œbedenii€ olarak yoğunlaşma becerisi olan yeni bir varlığı oluşturacaktır. Birçok kaynakta sıkça bahsedildiği gibii bu birden yoğunlaşabilen beden süper insan yeteneklerinin tüm özniteliklerine sahip olacaktır.i Ne de olsai bizim duvarlardan geçmemizi sağlayacak somut karbon 7 versiyonlarımızın çok daha azını gerektirecektir.

Ortaya koymak için acele etmeliyiz, herkes için yol bu şekilde olmayacak. Gönüllüleri  (Yükseliş Belgelerine bakınız) olarak adlandırılan bazıları yalnızca geldikleri yere geri dönecek, dinlenecek ve belki de yeni görevlere başlayacakken, bazıları da fiziksel olarak diğer 3 boyutlu sistemlere (insan yerleşimini bekleyen yeni bir gezegen dahil) gidecekler.i  Diğerleri, bu boyuta geçmeye hazır olanları bekleyeni Gaia’nın (Dünya değil, Gaia) daha yüksek bir bilinç halii olan Dünya Yerleşimi’ne geçecekler.

ޞu anda fark etmemiz gereken en önemli konu, meta varlığınız tarafından yoğunlaştırılıp biçime bürünen karbon 7 varlığın birçok eski ve yeni kaynakta yanlış şekilde atıfta bulunduğu, tam olarak elmas, kristal ve ilahi bir varlık olduğudur. Yanlış dememizin sebebi;i kristal, elmas, insana dönüşüyor olduğunuzui ancak hiç de meta varlığınız gibi insan olmayacağınızı ve bu boyutta var olabilmek için yalnızca bir karbon 7 bedene yoğunlaştığınızda insan olarak sınıflandırılabileceğinizi okumuş olma ihtimaliniz olduğu içindir.

6i€™nın sizinle ve dünyanızla nasıl ilişkili olduğuna derinleşelim. “Siz ve sizin dünyanız.” konusuna dikkat edin. Bu da doğru değil. Bu bir ayrımdır. Doğrusu Sizi€™in kendi dünyai€™nız olduğunuzdur. i€œDünyai€nızın geometrik temeli küp olduğundan, onun üzerinde herhangi bir noktayı göstermek için üç boyutu tanımlayan üç koordinatınız olmalıdır (x, y ve z koordinatları). Bir kübün 6 yüzeyi vardır ve sizin de üç boyutunuz var, 1) aşağı ve yukarı, 2) yandan yana, 3) ön ve arka, ve tüm Platonik Katı Maddeler (tüm i€œmaddei€lerin içeriği) simetri ile bu kübün üstüne ya da içine yerleştirilebilir ve bu gerçekleştiğinde Metatron Küp (daha fazla geometrik bilgi aşağıda) elde edersiniz. Sezgisel bir seviyede, altı nötron ve altı taraflı küp arasındaki benzerliği açıkça görürüz. Bu nedenle, 6 nötronun çarpıtma ve kesim biçimleri süzgecinden, kendileri tarafından tam da nasıl algılanması gerektiğini tanımlayan karbon atomlarından yapıldınız ve bu sayede programlanmış algınızdan siz kendi dünyanızsınız. 1 nötronla, yapımınız ölçülemeyecek biçimde daha az sınırlı algılamayı tanımlayacaktır.

Altı nötronu bire indirgeyince algımız kübik boyuttan değişik bir biçime geçer, burada artıki  i€œmekansallıki€ mesafeden oluşmaz. Mesafe burada ya da orada gibi nitelendirilir ve i€œburadai€ ve i€œoradai€ ayrılığı niteler. Ayrılık, dolayısıyla bizim bildiğimiz yalnızca 3 boyutlu bu alemde deneyimlenebilir, aynı bizim dünyayı deneyimlediğimiz gibi. Ve bizim Kuantum diye adlandırdığımız alem, kimilerinin ifadesiyle yalnızca mesafesizlik olarak ifade edilen, dolayısıyla ayrılıktan yoksundur. Ayrılık olmaksızın bireyselleşmeyi akışkanlıktan daha iyi ne tanımlar? Yaklaşan Yeni Dönem, bazılarımızın mesafe bazlı i€œuzayi€ algısından mekansal ayrım olmayan bireyselleşmeye geçeceği kritik bir dönemeçtir. Kişinin bilincinin ne kadar genişlemiş olduğuna göre artık fiziksel bedene ihtiyaç duyulmayacaktır.

Esas özünü kavramamız gereken en önemli durum;i mesafeyle tanımlanan uzay tam anlamıyla bir sınırlamadır. Neden? Çünkü bir yere varmak için onun içinden geçmeniz gerekir ve dolayısıyla geçen ya da harcanan zaman ve tüm sınırlamalar bu temel dayanaktan doğmuştur. Mesafeyle nitelendirilen bir uzay için önemli i€œfizikseli€ bileşen yerçekimidir. Mekan/zaman/yerçekimini denklemden çıkardığınızda elinizde sınırlamadan yoksun düşünce alemi kalır.

Tüm bunlar eğlenceli olsa da bu yalnızca hem burada Dünyai€™da, güneş sistemimizde, galakside ve ayrıca galaksiler arasında olanların yalnızca küçük bir kısmı.i Karbon 7, herhangi bir suretle, herkes için geçerli değildir.i Üstelik bu noktada yaptıklarımız , Tüm Güneşlerin Güneşinin, gezegenin geri kalanından farklı bir plana sahip farklı bir i€œuzayi€ olduğudur.


Yirmi Dokuzuncu Makale

Başka bir kuş da, i€œEy yol bilen, gözlerimiz bu vadide karardı gitti!

Bu yol tehlikelerle, ölüm muhataralarıyla dolu görünüyor. Yoldaş, bu yol kaç fersah?i€ diye sordu.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œYolda aşacağımız yedi vadi var. Bu yedi vadiyi geçtik mi, Tanrı tapısına (makamı) varılır.

Fakat âlemde bu yolun kaç fersah olduğunu bilen yok.

Bu uzak yoldan geri dönen olmayınca, artık bu yolu sana kim anlatabilir ki?

A bir şeyden haberi olmayan, gidenler hep bu yolda kaybolup giderken (insanı kamil ile uyanan), sana nerden haber verecekler ?

İstek Vadisi

İstek vadisine girdin mi, her an önüne yüzlerce zahmet gelir.

Her solukta bu vadide yüzlerce belaya uğrarsın. Göklerin dudusu bile burada sinekleşir.

Burada yıllarca çalışıp çabalaman gerek. Çünkü haller, buradai  halden hale döner. İnsan burada halden hale girer!

Burada malı atman, mülkten arınman gerek!

Bu yolda kanlara bulanman, her şeyden sıyrılıp çıkman lazım!

Elinde hiçbir şey kalmayınca, gönlünü de bütün varlıktan (ego benlik) arıtmak gerek.

Gönlün sıfatlardan arındı mı, Tanrı tapısından (makamı) zat (kendisi) nuru parlamaya başlar.

O nur gönlünde parlayınca, gönlündeki bir istek, bin olur.

İşini alevlere sarsa, önüne yüzlerce kötü vadiler çıksa

Yine kendini delicesine iştiyakla (güçlü istek) ateşlere atar, pervaneye dönersin!

Bu çeşit adam, iştiyakından aradıkça arar, yandıkça yanar. Sakisinden bir yudumcuk şarap (gerçek mutluluk) ister.

O şarabın (gerçek mutluluk ve aşk) bir yudumunu içti mi, iki âlemi de unuturi€¦

Dudakları kupkuru olarak denize dalar. Candan cananın sırrını ister!

O sırrı bildiğinden, o sırra mahrem olmayı dilediğinden, yoldaki can alıcı ejderhadan korkmaz.

Yolda önüne küfür ve lanet bile gelse, tek sevgilinin kapısı açılsın da, ne olursa olsun der, hepsini kabullenir.

Sevgili kapısını açtı mı da ne küfür kalır, ne din! Çünkü o kapıda ne o vardır, ne bu!

Aşk Vadisi

Bundan sonra aşk vadisi görünür. Oraya varan ateşlere gark (gömülmek, batmak) olur.

Bu vadiye düşen, ateş kesilsin ancak. Yansın, yakılsın! Ateş kesilmeyeninse, yaşayışı zehir olsun!

Âşık; ateş kesilen, hararetle koşup giden, yanan, yakılan ve alev gibi yücelip baş çeken kişiye derler.

Âşık, bir an bile işin sonunu düşünmez. Hiçbir şeye aldırış etmez; yüzlerce cihanı yakar, yandırır!

Bir an bile ne kâfirlikten anlar, ne din nedir bilir. Ne bir zerre şüphe tanır, ne yakıynden anlar!

Onun yolunda iyi de birdir, kötü de. Zaten aşk gelince ne bu kalır, ne o!

Ey haramı, helâli bilmeyen ve her şeyi mubah sayan, bu söz senin sözün değildir. Sen dinden dönmüşün birisin. Senin canında bu iştiyak (güçlü istek) yoktur.

Âşıkın nesi varsa, oynar, elden çıkarıri€¦ Sevgilinin güzelliğinin burada görür, nazlanır!

Başkalarına, sevgili yarın görünecek diye vaat etmişler, başkalarını yarına salmışlardır. Amma âşıkın bugünü yarındır. O, sevgiliyi burada seyreder!

Fakat insan kendisini tamamıyla yakıp yandırmadıkça, çaresizlikten nasıl kurtulabilir?

Âşık, daima yanar, yakılır, erir. Yine ansızın kendi makamına varmayı diler.

Balık sudan çıkarıldı da ovaya atıldı mı, belki yine denize kavuşurum diye çırpınır durur.

Burada aşk ateştir, akılsa dumana benzer. Aşk geldi mi akıl derhal kaçıp gider.

Akıl, onun sevdasında üstat değildir. Aşk, anadan doğma aklın işi, harcı olamaz.

Eğer sana gayb âleminden bir göz bağışlarlarsa (3.göz, altıncı çakra-sezgi merkezi), o vakit aşkın aslı nerdendir, görür, bilirsin.

Her ne varsa hepsi de birer birer aşkın varlığından meydana gelmiştir. Aşka düş, sarhoş ol da, başını feda et!

Akıl gözüyle bakarsan, aşkın ne başını görürsün, ne ayağını!

Sen ne iş erisin, ne âşık. Sen ölüsün, ölü; nerden aşka layık olacaksın sen?

Bu yolda yüz binlerce defa diri bir gönül gerek ki, bir solukta yüzlerce can feda etsin!

Marifet Vadisi

Ondan sonra gözüne, başı sonu olmayan marifet vadisi görünür.

Hiç kimse yoktur ki, yolun uzunluğu yüzünden gönlü karışmasın, acayip bir hale düşmesin!

O vadinin hiçbir yolu, öbürüne benzemez.i  Ten yolcusu başkadır, can yolcusu başka!

Yine de can ve ten, noksan ve kendi yüzünden daima geri kalıp zeval bulmada, ilerleyip kemale ulaşmadadır.

Hulâsa (özet) o vadide görünen bir çok yol var ama, her bir yol, yolcusuna göre!

Bu ulu yolsa nasıl olur da dertlere düşen örümcek, fille beraber yürür, aynı yola yollanır.

Herkesin yürüyüşü kemalincedir; herkesin yakınlığı halli halincedir.

Sivrisinek istediği kadar uçsun; kasırga süratini ve kasırga kuvvetini elde edebilir mi hiç?

Hâsılı (ortaya çıkmak, belirmek) herkesin yürüyüşü başka başkadır; hiçbir kuş öbür kuş gibi gidemez.

İşte bilgi bu yüzden ayrı ayrıdır. Birisi mihrabı bilmiş, bulmuştur, öbürü putu!

Bu kadri yüze yolun önünde bilgi güneşi doğup parladı mı

Herkes kadrince bir öngörüye sahip olur; herkes hakikat âlemindeki durağını, bucağını bulur.

Yolcuya bu yol aydınlandı mı, dünya külhanı gözüne kül bahçesi görünür.

İçindeki sırrı görür o, deriyi değil. Artık sevgiliden başka bir zerre bile göremez zaten.

Ne görürse, hep onun yüzüdür; daima onu seyreder. Birlikte bütün sırları tamamlar, tam ve kâmil bir er olur, birliğe erer.

Nikap (peçe) altındaki yüz binlerce sır, güneş gibi parlar, ona yüz gösterir.

Tek bir kişi bütün sırları görsün de kemale ersin diye, yüz binlerce kişi bu yolda kaybolur gider!

Bu ucu bucağı, dibi kıyısı olmayan denize dalmak, bu denizde dalgıçlık etmek için, iç âlemine dalmış bir kâmil er gerek!

Sana sırlar âleminden bir zevk hâsıl olsa, her an aşkın, şevkın tazelenir durur!

Adamakıllı susuzluk işte buradadır. Yüz binlerce kan işte burada helâl olur, dökülür gider.

Arşa bile el atsan, i€œdaha yok mui€ sözünüi  bir an bile bırakma!

Arşı bile irfan denizinde gark et. Buna imkân bulamazsan, bari başına yolda toprakları saç!

A gaflet uykusuna dalmış kişi, kutlanacak bir halin yoksa, neden kendine yas tutmuyor, neden kendine ağlamıyorsun?

Sevgilinin vuslatına erişemedin, o vuslattan neşelenmediysen, bari kalk da ayrılık yasını tut!

Sevgilinin yüzünü görmüyorsan, hiç olmazsa şaşkın bir halde oturma da, sırlara mahrem olmayı dile!

Bulamıyorsan, bari utan da aramaya koyul. Eşek gibi ne vakte kadar başıboş, yulafsız dolaşıp duracaksın?

İstiğna (doygunluk, gönül tokluğu, nazlanma) Vadisi

………………………………….

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


Yirmi Altıncı Makale

Bir başka kuş da hüthüte dedi ki: i€œEy şöhret sahibi, seferde ne ile gönlümü şad edeyim?

Söylersen perişanlığım azalır; birazcık aklım başıma gelir de öyle yola giderim.

Uzak ve uzun yolda ere, dinine, malına nerden zarar gelecek? Bunu bilmek gerektir. Bilmeli, doğruyu elde etmeli ki, yoldan da bıkmasın, yolculuktan da!

Halbuki ben gayb âleminden bir bilgiye sahip olmadığımdan, halk hep beni ayıplamakta, ayıbımı görüp beni reddetmekte!i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œSağ oldukça onunla şad ol, neşeleni€¦ ne derlerse desinler, hiç kimseye aldırış etme!

Mademki canın, onunla şad olabilecektir; gamdan vazgeç, canının onunla neşelendiriver!

İki âlemde de erlerin neşesi onunladır. Bu dönüp duran gök kubbenin hayatı onunla kaimdir.

Sen de gayret et de onun neşesine dal, o neşeyle diril. Gök gibi onun şevkiyle dönmeye koyul!

A adam olmayan, ondan daha iyi ne vardır ki, bir nefes bile onunla şad olasın? Söyle.

Yirmi Yedinci Makale

Bir başka kuş da hüthüte: i€œEy yol çavuşu, varacağım yere varırsam, ondan ne isteyeyim?

Âlem bana onunla aydınlanmada; artık ondan ne isteyeyim, bilemiyorum ki!

Ondan daha iyi bir şey olduğunu bilseydim, varınca onu isterdim.i€ dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œ Ey gafil, sen onu bilmiyorsuni€¦ ondan bir şey isteyeceksen, onu iste!

Bir şey isteyecek adamın, isteyeceği şeyin ne olduğunu bilmesi, elbette iyidir.

Onun kapısının toprağından bir koku elde edenin, rüşvetle, hileyle kanıp oradan geri dönmesine imkân mı var?

Eğer bilseni€¦ âlemde ondan daha iyi ne var ki ondan, onu isteyeceksin?

Yirmi Sekizinci Makale

Bir başka kuş da: i€œEy Tanrı tapısına (eşiği, makamı) varmış olan orada ne makbule geçer?

Söylersen, mademki bu sevdaya düştük; orada ne geçiyorsa, onu götürürüz.

Padişahlara değerli bir armağan götürmek gerek. Armağanı olmayan adam, ancak hasis, bayağı bir adamdır.i€ Dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œ Ey soru soran, beni dinlersen; oraya, orada olmayan bir şey götürmelisin.

Dert sahibi olmadıkça erler safında mert sayılamazsın!

Kimde aşk derdi, aşk yanışı varsa, nerde gece kararı olacak, gündüz sabrı!

Buradan oraya, orada bulunan bir şeyi götürürsen, neye yarar? Nasıl olur da bu armağan

makbule geçer?

Orada bilgi de var, sırlar da var; hele meleklerin ibadetleri pek çok!

Sen bir hayli can yanışıyla gönül derdi götür. Çünkü orada hiç kimse, bunlardan bir nişan veremez.

Dertle bir ah çektin mi, bu ah, yanık ciğerinin kokusunu ta Tanrı tapısına (makamı) i kadar götürür!

Hususi makam, senin canının ta içindir; canının dış yüzüyse, Tanrı buyruğunu kabul etmeyen nefsindir.

O hususi makamdan, canın ta içinden bir ah çıktı mı, insan derhal kurtulur, her şeyden halis (saf) olur.

 

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


Yirmi Dördüncü Makale

Başka bir kuş da hüthüte şunu dedi: i€œBen diri oldukça onun aşkına layıkım. Onun için bezenmişim.

Herkesten vazgeçtim, bir köşeye çekildim, oturdum; daima onun sevdasından dem vurmaktayım.

Âlemdeki bütün halkı gördüm; kime bağlanayım? Hepsinden vazgeçtim.

İşim gücüm onun sevdası ve bu bana kâfi. Bu çeşit iş herkesin harcı değil!

Canla başla sevgilinin sevdasına girmişim; sanki canım hiçbir şeye yaramıyor!

Vakti geldi; canımı terk edeyim de sevgilinin yüzüne dalarak şarap kadehini çekeyim!

Onun yüzünün güzelliğiyle can gözümü aydınlatayım; vuslatına erişip elimi boynuna atayım!i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œKuru dava ile, aslı olmayan laflarla Kafdağıi€™na varıp Simurgi€™la hemdem olmaya imkân yoktur.

Her solukta onun sevdasından dem vurma; çünkü o, kimsenin çuvalına sığmaz!

Bir devlet rüzgârı eser de perdeyii  işin yüzünden kaldırırsa

Seni de hoş bir surette yoluna çeker; halvet odasına yalnızca götürür.

İşte o vakit davaya kalkışırsan, davanın iç yüzünde mana da bulunur.

O vakit senin ona dostluğun, feryat ve figanından belli olur; onun dostluğu da senin işini başarır gider!

Yirmi Beşinci Makale

Başka bir kuş da hüthüte şu sözleri söyledi: i€œBen sanmıyorum ki, bütün yüceliği de elde ettimi€¦

Erişeceğim yüceliğe eriştim. Müşkül riyazatlardai (nefs terbiyesi)i bulundum.

İşim burada düzene girdi; artık buradan gitmem güçtür.

Bir adam hazineden vazgeçti, gözünü definelerden çekti mi, zahmetlerle, meşakkatlerle (güçlük) dağlara, ovalara düşer!i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œEy İblis gibi mağrur tabiatlı, benliğe çok düşme; muradından geç!

Sen kendi hayaline düşmüş, aldanmış; marifet arılığından ırak düşmüşsün!

Nefis, canına fırsat bulup masallar olmuş; ޞeytan beynine girip oturmuş!

Sen bir zanna tutulmuş, tepeden tırnağa kadar zannın, şüphenin ta kendisi olmuşsun!

Yolda bir nura sahip oluyorsan, o sana ateş kesilir, bir zevk elde edersen, o hakikatte senin zannındır, şüphendir,

Senin vecit ve hal sandığın, bir hayalden başka bir şey değildir, ne söylersen söyle, hepsi de olmayacak şey!

Yolun bu aydınlığına aldanma, nefsin seninledir; uyan, gafil olma!

Peşinde böyle bir düşmanı olur, düşmanın elinde de kılıç bulunursa, hiç adam emin olarak oturup dinçleşebilir mi?

Nefsinden bir nur peyda olursa, kapılmai€¦ çaresini bulmaya çalış, akrebin sançmasınai (eskimişi)bile kereviz dermandır!

Sen pis nura aldanma, mademki güneş değilsin, ancak zerre ol, ululanma sakın!

Ne yolun karanlığından ümitsizliğe düş, ne yolun nuruna kapılıp güneşlik taslamaya, kalkış!

Sen kendi zannına kapılıp kaldıkça, ilerlemen de bir pula değmez, gerilemen de!

Zannının, vehmin (vesvese) yok oldu mu, işte o vakit elinde yokluktan başka bir şey kalmaz!

Sende varlıktan (Ego benlik) bir zerre bile kalsa, kâfiri  ve putperest olursun!

Bir an bile varlıkla görünsen, derhal önden arttan ok yağmuruna tutulursun.

Var oldukça canına türlü zahmetler gelecektir, dayan! Her an yüzlerce belaya boyun ver!

Varlıkla (Ego benlik) göründükçe, felek ensene yüzlerce dert ve elem sillesi vurur!

 

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


Yirmi Birinci Makale

Bir başka kuş da hüthüte şunu sordu: i€œEy önümüze düşen, ey kılavuzumuz olan! O tapıda küstahlık yaraşır mı?

Birisi büyük bir küstahlıkta bulunsa, ardında bir korkuya uğrar mı ki?

Orada küstahlıkta bulunmak doğru mudur? Söyle; sırrı aç ve mana incilerini saç!i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œKimde ehliyet varsa, kim Tanrı sırlarının mahremiyse,

Küstahlık etse de olur; ona yaraşır bu. Çünkü daima padişahın sırrına mahremdir.

Fakat sırra mahrem olan, sırları bilen bir kişi alelade bir küstah gibi küstahlıkta bulunur mu hiç?

Madem ki edebe riayet, muhabbetten ileri geliyor; hürmet gerektir. Böyle adamın bir an bile küstahlık etmesi bir an bile doğru değildir.

Fakat ta kıyıdaki deveci de küstahlık edebilir mi? O, nasıl olur da padişaha mahrem olur?

O da sır bilenler gibi küstahlıkta bulunursa, imanından da olur; canından da!

Nasıl olur da askerin içindeki bir rint (gönül eri) padişahına karşı zerre kadar bile küstahlıkta bulunabilir?

Fakat yabancı bir iç oğlanı yola gelirse, onun küstahlığı sevincindendir.

O ne rip bilir, ne rupi€¦ her şeyi Rab bilir; sevgisinin fazlalığından bir küstahlıkla bulunsa bile mazurdur.

Aşk neşesiyle deliye döner; aşkın zoruyla su üstünde yürür!

Onun küstahlığı hoştur, hoş! Çünkü o divane, ateşe benzer.

Âşıkta esenlik olur mu; deli adam kınanır mı?

Sana da cezbe gelir, sen de deli divane olursan, ne dersen de; sözün dinlenebilir!

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


Yirmi Birinci Makale

Başka bir kuş da, i€œEy can gözü açık, bu manada himmetin tesiri var mıdır?

Sureta ben pek ayığım; fakat hakikatte yüce bir himmetim var!

İbadetim pek yok ama, adamakıllı bir azmim, bir gayret ve himmetim var benim.i€ dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œElest (Rabbiniz değil miyim?) âşıklarının muhafızı himmet ve gayrettir; her ne varsa gayretle elde edilir.

Kimin yüce bir himmeti, sağlam bir gayreti varsa, ne ararsa meydana çıkar, ne isterse bulur.

Kime bir zerrecik gayret nasip olursa, o zerreyle güneşi bile aşağılatır, onsan bile üstün olur;

Cihan mülkünün merkezi gayrettir; can kuşunun kanadı himmettir.

Yirmi İkinci Makale

Başka bir kuş da, i€œO padişahın tapısında (eşiğinde) insaf ve vefa nicedir?

Ulu Tanrı, bana bir hayli insaf vermiş; kimseye vefasızlık etmedim.

Bu huylar birisinde toplanırsa, bilgi âleminde o adamın rütbesi nasıldır?i€ dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œİnsaf, insanı herşeyden kurtaran bir padişahtır. İnsaf sahibi olan, saçma sapan şeylerden kurtulur.

İnsaf ve merhamet sahibi olman, bütün ömrünü rükûda, secdede geçirmenden yeğdir!

İki âlemde de insaf ve mürüvvetten daha üstün bir erlik, bir cömertlik yoktur.

ޞunu hatırda tut: Apaçık insaf eden, insaf sahibi olan riyakâr olamaz.

Erler insafı kimseden almadılar; fakat insaf içlerinden geldi, bir haylisi kendiliklerinden insafa geldiler. Tanrı vergisidir o!

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


On Dokuzuncu Makale

Diğer bir kuş, i€œEy yol gösterici, Tanrı buyruğunu yerine getirmem nasıl?

Ben kimsenin verdiği virdi (söz) kabul etmiyorum, onlarla işim yok. Tanrı buyruğunu bekliyorum.

Tanrı ne buyurursa, canla başla yaparım. Buyruğuna uymaz, baş çekersem, cezama razıyım!i€ dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt, i€œŞžu kuş, bu soruyui  iyi ki sordu,i€ dedi. i€œadama bundan ileri bir üstünlük olamaz.

Bu makamdan canını esirgersen, nerden canına sahip olacak, nerden can sırlarını elde edeceksin? Fakat buyruğa canla başla uyarsan, canına sahip olur, can sırlarını elde edersin.

Buyruğa uyan, emri yerine getiren, ziyandan kurtulur; bütün güçlükler ona kolay gelir!

Onun emrine uyup buyurduğu gibi, bir an ibadette bulunman, onun emri olmaksızın ömrünce ibadet etmenden yeğdir.

Buyruksuz zahmetlere düşen, kendiliğinden kendini eziyetlere atan, bu mahallede köpektir, adam değil!

Fakat Tanrı buyruğuyla bir an bile zahmet çekenin sevabı, bütün bir âlemden artıktır.

Köpek de bir hayli zahmet çeker ama, ne fayda? Buyruğa uymadığı için zahmetinden eline geçen, ancak ziyandır.

İş buyruktadır, buyruğa uy. Sen kulsun; kendiliğinden iş karıştırmaya kalkışma!

Yirminci Makale

Başka bir kuş da dedi ki: i€œTanrı yolundaki temizlik nasıl olur? Ey reyinde isabetli, tedbirli doğru hüthüt, söyle!

Bir şeyle uğraşmak, adeta bana harami€¦ neyim var, neyim yoksa saçıp döküyorum.

Elime ne geldiyse kaybetmedeyim. Adeta elime aldığım şey, bir akrep kesiliyor!

Kendimi bir türlü zapt edemiyorum; elimde ne varsa hepsini sarf ediyorum.

Onun hariminde i (kutsal alan)i i temizleneyim, tertemiz olayım da, belki bu temizlikle yüzünü görürüm; olur ya!i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œBu yol, herkesin gideceği yol değil. Bu yola tertemiz giriş kâfidir.

Nesi var, nesi yoksa oynayıp elden çıkaran, yol alır, temizlikle huzura ereri€¦

Dikilmişi yırt, yırtılmışı da dikme; neyin varsa, bir kıla kadar hepsini yak, yandır!

Her şeyini ateşli bir ahla yaktın mı, külünü topla, üstüne geç, otur!

Böyle yaparsan, her şeyden kurtulursun. Yok; yapmazsan, ömrünce her şeye üzül, kan yutadur!

Varlıktan birer birer geçmedikçe, bu dehlizde nasıl adım atabilir, nasıl yol alabilirsin?

Bu zindanda bir an bile oturulamaz; ne varsa hepsinden kendini çek kurtul!

Çünkü ölüm çağında neyin varsa gelir; birer birer yeninin yırtmacından el atıp seni tutar.

Önce kendinden el çek de ondan sonra yola düş, yolculuğa niyetlen!

Önceden sende bir temizlik olmazsa, bu sefere düşmen namaz sayılmaz!

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


On Yedinci Makale

Başka bir kuş da, i€œBen ölümden korkmaktayım; gideceğim yol, uzun bir yol. Benimse hiçbir azığım yok!

Yüreğim ölümden öyle korkuyor ki, ilk durakta canım ağzıma geliyor!

Hatta işi gücü düzgün, maiyeti, adamları uygun, pek ulu bir bey olsam, eceli hatırladım mı, zari zari (hüngür hüngür) ölüyorum adeta.

Birisi ecelin kılıcına hedef oldu mu, eli hem kırılır, hem kesilir!

Yazıklar olsun; bütün âlem el kesilse de, ölüm bu ele bir kılıç sallasa, hayıflanmaktan başka elden hiçbir şey gelmez!i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt bu kuşa dedi ki: i€œEy kudretsiz, zayıf kuşcağız, ne vakte dek bir avuç kemik halinde kalıp duracaksın? Birkaç kemik, bir yere gelmiş, çatılmış; fakat kemiklerdeki ilik yanmış, erimiş!

Bilmez misin ki, ömrün uzun olsun, kısa olsun, iki soluktan ibarettir. Bu keder, bu yas niceye bir?

Bilmez misin ki, her doğan ölür; toprağa girer ve her var olanı yel alır götürür!

Seni yaşaman için yetiştirdiler; fakat ölmen için de bu âleme getirdiler.

Felek baş aşağı dönmüş bir leğene benzer. O tas her akşam, akşam kızıllığıyla kanlara gark olur.

Güneş, elinde yalın kılıç, bunca başları o leğenin içinde keser!

Sen ister temiz gelmiş ol, ister bulanmış bir halde. Topraklara karışarak vücut bulmuş bir katre sudan ibaretsin,

İnsan tepeden tırnağa kadar bir katrecik sudan ibarettir. Artık denizle nasıl savaşa girilebilir ki?

Bütün ömrünce âleme buyruk yürütsen, gene yanarak, ağlayarak can verir gidersin!

On Sekizinci Makale

Bir kuş da, i€œEy inanışı güzel, benim hiçbir isteğim olmuyor.

Bütün ömrümce dert içindeyim. Âlemde hep kederliyim ben.

Kanlara bulanmış yüreğimde o kadar dert var ki, benim derdimden her zerre yaslara bürünmüş!

Daima şaşırmış, âciz bir haldeyim. Bir an bile şad oldumsa kâfir olayım.

Bütün bu dertler yüzünden aklım başımda yok, serseriye döndüm adeta, önümdeki yola nasıl gidebilirim?

Bu kadar derdim, elemim olmasaydı, bu seferden pek hoşlanacaktım.

Fakat yüreğim kan içinde, ne yapayım? İşte halimi sana arz ettim, ne işleyeyim ben?i€ dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki:i€ Ey aldanmış, deliye, divaneye dönmüş kuş! Sen baştan ayağa kadar sevdalara gark olmuşsun!

Öyle sıkı sarılmadın mı, bu dünyanın murada erişmesi de bir an içinde geçip gider, muratsızlığı da!

Ne varsa, ne yoksa o bir solukluk zaman içinde geçer gider; ömür de o soluğu bile almamış gibi sona erer!

Madem ki dünya durmuyor, geçip gidiyor; sen de geç. Onu bırak. Ona pek o kadar bakma.

Baki olmayan şeye gönül veren, gönlü diri bir er değildir!

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


On Beşincii Makale

Bir başka kuş da hüthüte şöyle dedi: i€œGönlüm ateşler içindei€¦ çünkü azığım ve varlığım pek güzel bir yerdir.

Duvarları yaldızlarla bezenmiş, bir köşk vardır. Halk ona baktıkça herkesin canına can katılır.

O köşk yüzünden neşeler elde ederim; gönlümü ondan nasıl çekeyim? Odan nasıl vazgeçeyim?

O yüce köşkte kuşların padişahıyım beni€¦ öyle olduğu halde bu yolda nasıl olur da dertlere, zararlara uğramaya katlanırım?

Padişahlıktan nasıl vazgeçeri€¦ o köşk olmadıkça nasıl oturur, dinçleşirim?

Hiç akıllı kişi, İrem bağından vazgeçer de, cehennemdeki dertleri, elemleri kabul eder mi?i€

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œEy himmetsiz namert, köpek değilsin sen; fakat çevrendeki bu külhan nedir?

ޞu aşağılık dünya, baştan başa bir külhandıri€¦ bu külhanda kaç köşkün var ki?

Köşkün, ebedilik yurdu ve cennet olsa, ecel geldi mi, mihnet zindanı kesilir.

Ölüm olmasaydı, bu durakta oturulurdu ama, ne yapalımi€¦ sonucu ölüm!

On Altıncı Makale

Başka bir kuş da, i€œEy yüce kuş, bir sevgilinin aşkı, beni bağladı.

Aşkı geldi,i  beni önüne kattıi€¦ aklımı çaldı, bana bana edeceğini etti!

Yüzünün hayali, yolumu kestii€¦ harmanımı ateşe verdi!

Bir an bile onsuz karar veremiyorum. O güzeli görmemek, ayrılığına sabretmek, bence adeta kafir olmak gibi bir şey!

Gönlüm yerinde değil, onun ardında; başım dönüp duruyori€¦ bundan daha fazla nasıl yol alabilir, nasıl daha ileriye gidebilirim?

Önümüzdeki vadiye dalıp yürümek, yüzlerce belaya uğrayıp sabretmek gerek.

Halbuki ben, o ay yüzlünün yüzünü görmeden bir an bile duramıyorumi€¦nasıl olur da yola bele düşer, konak, durak arayarak yürürüm?

Derdim, derman kabul edecek dereceyi geçti; işim imanı da aştı, küfrü de!

Derdim de onun sevdası, dermanım dai€¦ Gönlümdeki ateş de onun sevgi ateşi!

Bu dertte tekimi€¦ kimsem yoki€¦ Fakat bu sevdada onun derdi, bana hemdem (canciğer arkadaş) olmakta; bu yeter bana!

Sevdası i beni topraklara attı, kanlara buladı. Saçları, beni perdeden çıkardı!

Onun sevdasına düştüm, takatsız bir hale geldimi€¦ onu görmeden bir an bile sabredemiyorum!

Yolunda toprak kesildim, kanlara gark oldumi€¦ halim işte bundan ibaret; ne yapayım?i€ dedi.

Hüthütün Cevabı

Hüthüt dedi ki: i€œEyi surete kapılıp kalmış, ey başından ayağına kadar bulanık sulara dalmış olan kuş!

Bilgi sevdası, suret sevdası değildir. A hayvan sıfatlı, şehvetten doğan sevda, bilgi sevdası olamaz!

İnsan, noksan olan güzelliğe âşık olsa da nihayet o aşk biter!

Zeval bulan güzelliğe dalıp, o sevda ile sarhoş olmak, küfürdür.

Kanla ahlâtın (gülgillerden yaban armudu) kaynaşmasından meydana gelen surete i€œgidilmeyen ayi€ adı verilmiş ama

O ahlât ve kan eksildi mi, âlemde ondan daha çirkin bir şey olmaz!

Güzelliği ahlâttan ve kandan olanın, o güzelliği sonra ne olur, bilirsin!

Suret etrafında nice bir dolaşıp güzellik arayacaksın? Asıl güzellik gayb âlemindedir, güzelliği o âlemde ara!

İşin Perdesi kalktı mı, ne ülke kalır, ne ol ülkedeki!

Bütün âlemin sureti; yüceliklerin hepsi de aşağılıklara döner!

Surete dost oluşunun ne olduğunu şu kadarcık bil! Surete ait şeylerin hepsi, birbirine düşmandır.

Fakat gayb âlemindeki güzele dost oldun mu, iş değişiri€¦ bu sevdanın bir ayıbıibir garazı yoksa, işte asıl sevda budur!

Bundan başka dost olduğun her şey, senin yolunu keseri€¦ ansızın öyle bir nedamete düşersin ki!

Feridüddin Attari -i Mantık Al-Tayr


Copyrights Medya Ekibi